"Sanat Altın Bileziktir"


Haberler ( Listeye dön )





"Sanat Altın Bileziktir"

“Sanat altın bileziktir. Sahibini her zaman her yerde değerli kılar”.
Özellikle yoksulluk ve sosyal imkânlara erişimde sıkıntı yaşayan; çocuklar, gençler, kadınlar, işsizler, yoksullar, göç etmişler ve kentlerin gecekondu bölgelerinde yaşayan bireylerin ve grupların toplumsal hayata etkin şekilde katılmalarını sağlamak için T.C. Kalkınma Bakanlığınca sürdürülen Sosyal Destek Programı içersinde yer alan bu projenin hazırlanmasında ve uygulanmasında emeği geçen kişi ve kurumları içtenlikle kutlarken; 8 ay uygulamalı bir eğitimden sonra mesleki eğitimlerini başarıyla tamamlayan ve sertifika almaya hak kazanan 96 gencimize de bundan sonraki meslek hayatlarında başarılar diliyorum. Sanatın bir dalı olan Mimarlık mesleğine sahip bir büyükleri olarak; genç sanatkarlarımıza mesleklerini icra ederken “Kâinat” denilen bu muazzam eseri yaratan Yüce Allah tarafından her an görülüp gözetildiklerini düşünerek eksik ve yanlış iş yapmamalarını tavsiye ediyor, onlardan şu örneği akıllarından çıkarmamalarını rica ediyorum: Mimar Sinan'a sormuşlar: -Bu kadar güzel ve muhteşem eserleri nasıl meydana getirdiniz? Mimar Sinan cevap olarak: -Ben yaptığım her işi Kâinatın Mimarı olan Yüce Allah'a beğendirmeye çalıştım, ortaya çıkan bu eserler benim değil bu inancımın eseridir. Demiştir. Ben de sanatın güzel fakat güzel olduğu kadar da zor bir meslek olduğunu yaşayan ve gören birisi olarak her zaman sanata ve sanatçıya saygılı olmaya çalışmışımdır. Diyarbakır'ın tarihini ve kültürünü konu alan “Cevahır Çıkını” adlı kitabımın kapağını bir bakırcı ustasının sanatını icra ederken çekilmiş fotoğrafı ile süslemiş oluşum bu saygımın bir ifadesi olduğu kanaatindeyim . Söz sanattan açılmışken “Cevahir Çıkını” adlı kitabımdaki sanatla ilgili bölümü buraya aktararak “sanat aşığı” herkese sevgi ve saygılarımı sunuyorum. DİYARBAKIR'DA EL SANATLARI Poullet şehrin pazarlarının Türkiye'den başka yerlerdekilerden daha büyük ve daha güzel olduğunu tekrarlar. İran, Mısır, Kafkasya, Polonya ve Rusya tacirlerinin buraya gelip ipek, pamuk, tiftik ve sahtiyan alarak memleketlerine götürdüklerini ve deri işlerinin en güzellerinin hemen tamamıyla burada yapıldığını söyler. Yazılı kaynaklar da ise şu bilgiler yer alır: “Diyarbakır'da bir zamanlar “kuyumculuk, demircilik, bakırcılık (Ergani bakırından türlü eşyalar yapılırdı), taşçılık, testicilik, marangozluk, boyacılık, oymacılık, dericilik ( şehirde birçok dabağhaneler bulunurdu), şişecilik, çinicilik, çömlekçilik gibi küçük sanatlarla mantincilik, ipekçilik, kilimcilik, bezcilik ve puşuculuk gibi tezgah işleri (el ile çalışan 1200 tane dokuma tezgahı vardı) çok ileri olup, bilhassa bunlardan mantin denilen ipekli kumaşlar piyasada tanınmış ve İzmir sergisinde “Altın Madalya” almıştır. Kuyumcuları gümüş kaplar yapmada, altın kuyumcuları altın ve mücevher eşyalar yapmakta eşsizdirler.” Kalemkârlık Hafızasındaki hazine değerindeki bilgilerle araştırmalarımın karanlıkta kalmış noktalarına ışık tutan Cemil BABÜR kardeşimin bana naklettiği kalemkârlarla ilgili aşağıdaki yaşanmış olay, Diyarbakır'daki sanatkarların işlerinde ne denli mahir olduklarını anlatmaya yeter kanaatindeyim: Yıllar önce Beyrut'tan Diyarbakır'a bir kalemkâr gelir. (kalemkâr: Altın'a desen atan) Geliş nedeni ise, methini duyduğu Diyarbakır'lı kalemkârlardan biriyle yarışmak ve onu alt ederek kendi ustalığını göstermektir. Araştıra araştıra, soruştura soruştura İlyas HELVACIOĞLU'nun oğlu Aydın HELVACIOĞLU'nun kuyumcu dükkanına gelir. Dükkanda kısa bir sohbetten sonra elindeki sarı lirayı çıraklardan birine uzatarak: -Silindirden geçir sade yap!” der. (sade yapmak: Altının üzerindeki kabartmaları yok edip düz bir yüzey haline getirmek) Sade yapılmış sarı lirayı nakışlayarak eski haline getirir ve mağrur bir eda ile tezgahın üzerine bırakır. Lübnanlı'nın niyetini anlayan Aydın HELVACIOĞLU çekmeceden çıkardığı bir sarı lirayı çırağına verir ve aynı ifadeyi kullanarak -Silindirden geçir sade yap! Der. Aydın bey, sade yapılmış altını sol avcunun içine alır ve dirseklerini tezgaha dayayarak Lübnanlı'yla sohbete koyulur. Sohbet süresince gözü devamlı olarak Lübnanlı'nın yüzündedir. Bir müddet sonra Lübnanlı zafer kazanmış bir kumandan edasıyla vedalaşmak üzere elini Aydın HELVACIOĞLU'na uzatır. O an avcuna bir şey bırakıldığını hisseder, avcunu açıp bakınca silindirden geçirilmiş altın liranın üzerine yüzünün resminin nakşedilmiş olduğunu görür. Aydın HELVACIOĞLU'nun kendisine farkettirmeden sergilediği bu kalemkârlık karşısında saygıyla eğilir, takdirlerini sunduktan sonra dükkandan ayrılır. (Not: Aydın HELVACIOĞLU'nun babası İlyas HELVACIOĞLU ile ilgili olarak 1955 yılına ait “Büyük Modern Türkiye” dergisinde şu haber yer almaktadır: Diyarbakır'da kuyumculuk hayli terakki eden ve rağbet gören san'atlardan biridir. 15 senesi Mardin'de 24 senesi de Diyarbakır'da bu san'atla geçmiş, 13 yaşında iken işe başlamış, yarım asırlık İlyas HELVACIOĞLU altı çocuğundan üçü erkek olan evlatlarının da ikisini kendisi gibi mütehassıs olarak kuyumcu yetiştirmiştir. Türk san'atını çok uzakta bulunan yabancı Devletlere de tanıtmak maksadı ile gene kendisi tarafından yetiştirilen kardeşinin oğlu halen Arjantin'de Eva Peron'da mağaza sahibidir. Helvacıoğlu 1936 yılından beri kıymetli sanat eserleriyle İzmir Fuarı'na iştirak suretiyle yerli ve yabancıların takdirine mazhar olmuştur; bu arada Sayın Cumhurbaşkanımız Celâl BAYAR'ın geçen yıl İzmir Fuarı'nı ziyaretlerinde Helvacıoğlunun pavyonu dikkatini çekmiş ve vitrini dakikalarca tetkik etmiştir. Kendisine İlyas HELVACIOĞLU'nun oğlu Aydın HELVACIĞLU izahat verirken diğer oğlu Ayhan HELVACIOĞLU, babası ile birlikte bu güzel anı mutlu bir şekilde izlemişlerdir.) Evliya Çelebi “Seyahatname”sinde Diyarbakır'daki sanat erbabının sanatlarını icra ederlerken gördüğü manzarayı şöyle anlatmaktadır: Ermeni demirciler ve çalışanları yirmidört usulde “tırtaka tırtak tırtırtak” diyerek çifte du-yek usulünde çekiç ururlar. Körükçüler, körüklerini usul-i sufiyane ile çekerken ahenkli bir şekilde şarkılar çalar, hem iş yaparlar hem de hoş sesleri ile şarkılar okurlar. Hallaçlar pamuğu atarken yayların kirişine tokmak ile vurduğunda kiminin titreşiminden “segâh makamı” kimilerinden ise “dügâh ve yekgâh” sesleri duyulur. Usulü, “yay çemberi” yahut “sakıl usulü” dür. “Tırtaka tırtakataka- tırtaka tırtak- tırtak tak- tırtaka tırtırtak-tırtak tırtırtak” diye “sakıl usulü” ile hallaçlar tokmak vururlar. On iki kişilik bir kazancı grubu örsün üzerine yerleştirdikleri kızıl bakıra “sofiyane usul” de çekiç vururken çıkan Hüseyni sedayı işiten ve usulleri gören ilim sahipleri bunlara hayran kalırlar.

Yayınlanma : 16.06.2014, İzlenme : 1.680
.

Bize Ulaşın

Diyarbakır Tanıtma Kültür ve
Yardımlaşma Vakfı Antalya Şubesi

Yenigün Mah. 1042 Sok. Muratpaşa / ANTALYA
Telefon : 0242 322 67 67