Ergani'de ki "Makam Dağı" ilgili bilinmeyenler


Haberler ( Listeye dön )





Bugün sitemizde yayınladığımız "Makam dağı turizme kazandırılıyor" haberi üzerine, Diyarbakır kültür ve tarihini araştırarak bunları "Cevahir Çıkını" adlı eserde toplayan,
Diyarbakır'la ilgili bugüne kadar bilinmeyen veya unutulmaya yüz tutmuş bir çok gerçeği gün yüzüne çıkararak geleceğe büyük bir ışık tutan ünlü araştırmacı
yazar ve şair M Kadri Göral bu haberle ilgili bir yazı kaleme aldı..  “Makam Dağı turizme kazandırılıyor” haberini okuyunca
“Makam Dağı” nın kutsiyetinin bilincinde olan birisi olarak bundan büyük bir memnuniyet duydum.
İstanbul'daki Beşiktaş semtine bu adın neden verildiğini ve Ergani'deki Makam dağının eteğinde yer alan Beşiktaş Mahallesi' nin bu adının nereden geldiğini
insanlar araştırıp öğrenirlerse memnuniyetimin neden büyük olduğunu anlayacaklardır.
Canlı olsun cansız olsun bir nesneyi önemli kılan onun manevi Peygamberler de insandır, onlarda etten ve kemikten yaratılmışlardır fakat yüce Allah tarafından takdir edilmiş ve seçilmiş oldukları için önemlidirler ve değerlidirler. Ergani ilçemizdeki
Makam Dağı'nın da manevi değeri çok büyüktür. Onun manevi değerleri anlatılmadığı müddetçe gezip görenler için “dağ” dan öte bir anlam ifade edemez.
Bu itibarla “Cevahir Çıkını” adlı kitabımda yer alan “Makam Dağı” ile ilgili bölümü “Diyarın sesi” okuyucularının bilgilerine sunmayı uygun gördüm.
Sevgi ve saygılarımla.
Makam Dağı
Makam demek, “Kutsal yer, önemli yer. Durulan yer. Ermişlerin mezarlarının bulunduğu yer.” demektir. “Makam Dağı” da denilen “Zülküfül Dağı”nın bir adı da Meryem Ana Dağı (Çiyaye Meryemane) dır. Meryem Ana'nın ve Zülküfül Peygamber'in adlarını taşıyan bu dağ yaşlıların “ALTIN DEĞERİNDE BİR DAĞDIR” dedikleri dağdır. “1964 Diyarbakır İl Yıllığı”nda bu dağ ile ilgili olarak şu bilgiler yer almaktadır: “Zülküfül Dağı'nın üst yamacında bir türbe vardır. Zülküfül Peygamber'e ait olduğuna inanılır. Kıştan başka her mevsimde Cuma ve Pazar günleri çocuğu olmayanlar, işi kötüye gidenler, kısmeti açılmamış kızlar, sevap kazanmak isteyenler bu türbeyi ziyaret ederler. Kurbanlar kesilir, Kur'an ve Mevlid okunur, dualar edilir, murat istenir, adaklar adanır. Burayı ziyaret ettikten sonra çocuğu olanlar, doğan çocuk kız ise adını Zülfiye, oğlan ise Zülküf koyarlar.” Hem müslümanlar hem de Hıristiyanlar tarafından mukaddes sayılan, Zülküfül Dağı'nın tepesinde bulunan “Meryem Ana Manastırı” harabeleri Hıristiyanlarca ikinci bir “Hac” yeri olarak kabul edilmekteymiş. Zamanında muhteşem bir yapı olan bu manastır Diyarbakır dini önderinin merkeziymiş. Büyük manastırın bir parçası olan kiliseden “HAVARİ BİNASI” diye bahsedilirmiş. (Ergani'de Surp Nişan “Aziz Nişan” adlı kilisedeki bir leğen parçasının Hz. İsa'nın şakirtlerinin, yani talebelerinin ayağını yıkadığı leğene ait olduğu söylenir ve bu nedenle de kutsal sayılır.) Zamanında misafirhaneleri, aşhaneleri, fırınları ve hayvan tavlaları ile 360 odalı olduğu söylenen Meryem Ana Kilisesi ile ilgili olarak 1612 yılında Ergani'den geçen seyyah Polonyalı Siemon seyahatnamesinde: “Şehrin üst kısmında, Yüce Meryem ana adını taşıyan kârgir ve kubbeli bir kilise vardı” demekte ve bu yapıyı “MUCİZE YARATAN PEK ESKİ BİR MABET” olarak tanımlamaktadır. 4 Nisan yortusunda Ermeniler Ergani'ye gelip çıplak ayakla dağın başındaki manastıra çıkarlarmış. Dağın tepesine çıkarken yardım alanın eline kına yakarlarmış. Bu dağa çıkanların bir kısmı ise Hz. Meryem'in hürmetine Allah'tan kendilerine salih bir evlat vermesini dilerlermiş. Meryem Ana bilindiği üzere “İlk ve en büyük aziz” dir. Bakireliğine inanılan Meryem Ana'ya “Bâkire Meryem” ya da bâkire anlamına gelen “Azrâ” denilir. Şerefli bir silsile ile Hz. İbrahim'e dayanan Meryem Ana'nın yaşamı hakkında elde bulunan bilgilerin sanıldığından daha az olduğu söylenir. Bir iddiaya göre Meryem Ana'nın mezarının yeri biliniyormuş fakat açıklanması için uygun zamanın gelmesi bekleniyormuş. Meryem Ana'nın mezarının ortaya çıkacağı gün, iki büyük dinin mensupları, birlikte kutsal kabul ettikleri Meryem Ana'nın huzurunda bütünleşeceklermiş ve o günden sonra her iki dinin arzuladığı ve özlediği barış ortamı gerçekleşecekmiş. Allah'ın, tertemiz yarattığı ve dünya kadınlarına üstün kıldığı seçkin kulu Hz. Meryem'in kefaletini (sorumluluğunu) üstlenen teyzesinin kocası Zekeriya O'na Beyt-i Makdis' te bir yer yapmış ve ona bakmış. (Hz. Meryem'in kefaletini, sorumluluğunu üstlenen Hz. Zekeriya'nın Zülküfül Peygamber olduğu, kefilliğinden dolayı kendisine “Zülküfül” lakabının verildiği söylenir.) Hz. Zekeriya İsrâiloğulları'nın peygamberi olduğu gibi, aynı zamanda onların bilgini, reisi ve müşaviri yani danışmanı imiş. (Bir zamanlar Makam Dağı'na çıkanlar ziyaretle beraber istida sunmak gibi bir geleneği de sürdürürlermiş) Meryem Ana'nın sulu bir tepeye yerleştirildiği dini bilgiler arasında yer almaktadır. Basri Konyar'ın “Diyarbekir Tarihi” nde (sene 1936) Zülküfül Dağı'nın tepesindeki sulukları şöyle anlatmaktadır: “Zülküfül Tepesine çıkıldığı vakit ilk uğranacak esrlerden biri de bu suluklardır. Yatıra varmazdan önce sağda ve alttaki uçurumun üst yanında, üç geniş kemer üzerine kurulmuş büyük bir havuz görünür. Yayık kemerli iki kapısı vardır. Havuza bu kapılardan girilerek merdivenle inilir. Bu cesim havuz dört büyük kısımdan mürekkebdir. Düz ve büyük taşlardan yapılmıştır. Suyu içinden kaynar ve daima dolu bulunur. Derin, berrak ve içimi tatlı bir suyu vardır. Yazın buz gibi olan bu su kış günlerinde ince bir buz tabakasıyla örtülür. Havuzun boyu 20, eni 12 metredir.” M. Kadri GÖRAL'ın Cevahir Çıkını kitabından alıntıdır.

Yayınlanma : 16.06.2014, İzlenme : 2.280
.

Bize Ulaşın

Diyarbakır Tanıtma Kültür ve
Yardımlaşma Vakfı Antalya Şubesi

Yenigün Mah. 1042 Sok. Muratpaşa / ANTALYA
Telefon : 0242 322 67 67